“Bulmaca buldurmaca söz üstünde kaydırmaca”

– Aç kapıyı bezirgân başı.

– Kapı hakkı ne verirsin?

– Arkamdaki yadigâr olsun

Çocukken oynadığımız oyunların birinin içinde böyle bir tekerleme vardı. Oyunu çok iyi hatırlamıyorum… Nasıl bir oyundu, kaç kişiyle oynanırdı?.. Ama… Tekerlemenin bu kısmı yer etmiş belleğime, unutmamışım.

Dile kolay, yaklaşık 40 yıl!

Bu ve benzeri belki yüzlerce “şey” var bellekte. Özenle saklanıyor! Tavan arasında ya da bodrumda, sandıklar, karton kutular içinde sakladığımız birçok “şey” gibi… Hiçbir zaman açıp bakmayız, hatta kutular içinde ne olduğunu bile unuturuz zamanla!

Birileri biz görmeden atsa kutuların içinden bir şeyler… Hatta kutuları atsa… Belki de yıllar sonra fark ederiz yokluklarını… Hiç fark etmeyiz belki de!

Bazılarının ise evlerinin her yanı tavan arası, bodrum gibidir. Hayat boyunca işe yaramayacak zibil gibi öteberi evin her yanını doldurmuştur. Bazıları anılarla paketlenmiş konmuştur bir tarafa, bazıları yadigârdır. Bazıları ise…

“Biz bunu nereden almıştık hatırlıyor musun?”

“Sanırım Kapadokya’ya gittiğimizde bir antikacıdan almıştık…”

“Hayır canııım… Fethiye’den almadık mı bunu?”

“Tamam, tamam hatırladım. Antakya’dan, Harbiye’den almıştık.”

“Ay eveeeet!..”

Beynimizi çok az mı kullanıyoruz yoksa? Beyin de spor yapmayan vücutlar gibi, egzersiz yapmadığı zaman hamlıyor, hantallaşıyor mu zamanla?

Yıllar önce bir yakınımız rahatsızlandı. Yaşadığı her şeyi, üzerinden bir saat geçmeden unutuyordu. Yediği yemek, konuştuğu söz… Hiç fark etmiyor, her şey birkaç dakika içinde sıfırlanıyordu! Ama sadece son yaşananlar!.. Çocukluğu, ilk gençlik yılları, askerliği… Elli-altmış sene öncesini çok iyi hatırlayabiliyor, her şeyi en ince ayrıntısıyla anlatıyordu. Bir doktor önerildi… Kalktık gittik. Muayene, tetkik vs… Doktor teşhisini söyledi, rahatsızlığın nedenlerini, neler yapılması gerektiğini anlattı… Her şey iyi güzeldi de… Nasıl oluyor da elli-altmış sene öncesi bu kadar iyi hatırlanırken, birkaç saat öncesi hatırlanamazdı?!.. Bunu kafamız almıyordu bir türlü. “Psikolojide kuraldır,” dedi doktorumuz, “En son öğrenilen, ilk önce unutulur.”

Yeni öğrenilenlerin çabuk unutulmasında, günlük koşuşturmaların, yoğun iş temposunun ve hatta teknolojinin bize sunduğu yeni olanakların ne kadar etkisi var acep?

Ajandamız, not defterlerimiz, küçük not kâğıtları ve hatta cep telefonlarının hatırlatma özellikleri, bilgisayarımız… Bunlarsız yapamaz olduk. Her şeyi bir yerlere not ediyoruz unutmamak için. Evimizin telefon numarasını bile hatırlama zahmetine katlanmıyor, cep telefonumuzun kolay ulaşım tuşlarına kaydediyoruz…

Beynimizi çok az mı kullanıyoruz yoksa? Beyin de spor yapmayan vücutlar gibi, egzersiz yapmadığı zaman hamlıyor, hantallaşıyor mu zamanla?

Beyni formda bu kadar çok insanımız varken… Nasıl oluyor da…

Uzmanlar bulmaca çözün diyorlar beyne idman yaptırmak için… Tamam, olur. Çözelim de… Ne zaman?.. Nasıl?..

Bulmaca deyince… Her gün ücretsiz bulmaca eki veren gazeteler yok satıyor! En ciddi gazeteler bile bu furyadan sebeplenmek için bulmaca ekleri veriyor. Demek ki yurdum insanı beynine idman yaptırmaya bayılıyor, beynini formda tutmak için elinden geleni yapıyor. Peki… Beyni formda bu kadar çok insanımız varken… Nasıl oluyor da hata üstüne hata yapıyor sevgili yurdum insanı?..

“Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik. Bir de döndük baktık arkaya, bir arpa boyu yol gittik.” şeklinde özetlenecek bir yaşam sürmemizin esbab-ı mucibesi ne ola ki?

Neyse… Bugün Pazar… Tatil… Böyle şeylere kafa yormayı bırakalım. Hazır zamanımız da varken, alalım elimize bir bulmaca gazetesi, başlayalım çözmeye. Beynimiz idman yapsın, dinçleşsin, gençleşsin.

“Evet kızlar… Kolay sorularla başlıyor, önce biraz ısınıyoruz… Türkiye’nin başkenti?.. Evveeeet… Ankara… Plakası 01 olan ilimiz?.. Tamaaammm… Adana… Annenin kız kardeşi?.. Beş harfli?.. Evvvettt… Tabii ki teyze… Yavaş yavaş zorlaştırıyoruuuuz… Haydi hop!.. Bir kiiii… Yaban’ın yazarının ikinci adııııı?… Hadi kızlaaarrrr!.. Evveeetttt… Kadriii!.. Devammm, devaaaam!.. Durmak yok… Avrupa Birliği Dönem Başkanı hangi ülkenin başbakanıdııııır? Hadi bakiiim… Tamaaamm… Hollandaaa… Şimdi sağa dönüyoruuuzzzz… Turgut Özal’ın AKP milletvekili olan kardeşinin adı nediiiiirrr?.. Hadi, hadi… Şimdi sol… Nazım Hikmet’in soyadı?.. Evettt… Tabii ki üç harfliiii?.. Devammm… Hop!.. Haydi kızlaarrrrr!…”

* En dip not:  Bu yazıyı taa 2006 yılında yazmış, Milliyet Gazetesi’nin Blog sitesinde yayımlamıştım. Hey gidi günler… Zaman nasıl geçiyor…