Müthiş bir pazar günü

Bugün çok güzel ve bir o kadar da şaşırtıcı bir pazar günü yaşadım.

Dünden Nejat Erk Hocam ile sözleştik, sabahın altısında efsane Adana kahvaltısı için Kazancılar Çarşısı’na gittik.

Seyfo Usta’nın masalarından birine oturduk… Ciğer, kaburga, ezme salata, sumaklı soğan, misss gibi sıcak ve yağlı kebapçı pidesi… Ve efsane Adana pazar kahvaltılarının vazgeçilmezi… Şşşştttt ;)))))

Yaz mevsiminden dolayı olsa gerek biraz tenha gibiydi ama gene de hatırı sayılır bir kalabalık vardı. Adanalılar her pazar olduğu gibi kadın erkek, genç yaşlı, çoluk çocuk doldurmuştu masaları; kavgasız gürültüsüz yiyip içiyor, neşeyle sohbet ediyordu.

Nejat Hocam ile eğitim, iş dünyası, Adana, ekonomi, siyaset, üniversite anılarımızı konuştuğumuz, tadına doyulmaz harika bir sohbetimiz oldu. Konuştukça konular açıldı, konular açıldıkça konuştuk… Normalde yedi buçuk sekizde çoktan kalktığımız masadan dokuz civarı anca kalktık.

“Pazar ritüelimize devam edelim hocam,” dedim… Kalktık yürüdük, Ramazanoğlu Medresesi’nin oraya, Orhan’ın tavşan kanı çayını içmeye gittik.

Adana sıcağı iyiden iyiye çökmeye başlarken, koyu, serin bir çınar gölgesine sığındık. Orhan uzaktan bağırdı, “Hoş geldin abi. Çay mı kahve mi?” diye… “Çay,” dedim, “İki tane…” Çaylarımız geldi, Seyfo Usta’nın orada başladığımız sohbetimize çınar gölgesinde devam ettik.

Bir de ne görelim… Ortalık ana baba günü! Ben diyeyim 500, siz deyin bin kişilik bir ekip oradan oraya koşuşturuyor.

Orhan’ın oraya gelirken Lüks Otel’in önündeki kalabalık dikkatimi çekmişti. Araç ve yaya geçişine kapatılan yol, panzer türü araçlar, polisler… “Gösteri falan var galiba,” diye düşünmüştüm… Öyle değilmiş.

Ramazanoğlu Konağı’nın arkasında park etmiş onlarca karavan, çekik gözlü kadınlar, erkekler, üniformalı ve miğferli askerler, yüzlerce elektronik cihaz, eli telsizli, kulaklıklı gençler falan ayıktırdı beni, “Film çekiliyor hocam,” dedim.

Nejat Hoca ile çayımızı içtik; kalkarken “Şuraya bakalım mı hocam?” dedim. Filmin çekildiği Lüks Otel’in oraya yürüdük. Bir de ne görelim… Ortalık ana baba günü! Ben diyeyim 500, siz deyin bin kişilik bir ekip oradan oraya koşuşturuyor. Askerler, silahlar, askerî araçlar, envaı çeşit sivil insan…

Ve tabii yavaş yavaş bir milyon dereceye doğru ilerleyen Adana sıcağı!

Binanın birinin kenarından olan biteni izlerken, arkamdan biri kırık bir Türkçe ile “Hastaneye nasıl gidebilirim?” diye sordu. Döndüm baktım, 20-25 santim ötemde yüzü yara bere içinde genç bir adam!.. Yaralarının makyaj olduğunu anlamam uzun sürmedi, karşılıklı gülüştük. Fransız’mış… Filmde bir gazeteciyi canlandırıyormuş. Konuşarak yürüdük Lüks Otel’in oraya doğru… Sonra birlikte fotoğraf çektirdik. “Adana hep böyle sıcak mıdır?” diye sordu, ben de “Hava şimdilik iyi. Daha sabah sayılır.” diye cevap verdim, “Ouuoof!..” dedi, gülüştük. “Fotoğrafı bana da gönderir misiniz?” dedi, “Tabii ki,” dedim, “Nasıl göndereyim?” Telefonumu aldı, Instagram’ı açtı ve kendi hesabını bulup, takip butonuna bastı, “Burası,” dedi. Instagram’dan baktım, Fransız dostumuzun adı Virgile Mangiavillano’muş. (Instagram hesabı da @virgilefilm / Arzu eden takip edebilir). Ayak üstü biraz daha sohbet edip, karşılıklı “Tanıştığımıza memnun olduk,” deyip ayrıldık.

Daha sonra çektirdiğimiz o fotoğrafı, Sofuoğlu ve Öncül ailelerinin ortak WhatsApp grubuna attım; fotoğrafın altına da “Adana’da büyük bir film çekiliyor galiba. Yüzlerce insan var burada… Oyunculardan biriyle biz de fotoğraf çektirdik.” yazdım.

“Dünya küçük,” dedik mesajlaşırken.

Mesajlarla karşılıklı gülüştük, şakalaştık… Günün bombası, Sefa’nın Fransa’da yaşayan sinema yazarı kızı Öykü’den geldi.

Öykü, Virgile Mangiavillano ile birlikte çekilmiş bir fotoğrafını göndermişti. Üniversiteden hocasıymış, sonra sinemaya geçmiş…

Şaşırmamak mümkün mü?

Adana’da çekilen yabancı bir film, Fransa’da yaşayan Öykü, filmde rol alan Fransız bir oyuncu, İstanbul’dan Adana’ya taze gelmiş ben, Adana, herhangi bir pazar sabahı, ciğerli kebaplı kahvaltı sonrası biraz yürüyüş…

Bir fotoğraf hepsini, hepimizi buluşturmuştu.

“Dünya küçük,” dedik mesajlaşırken.

Daha sonra çektirdiğimiz fotoğrafı Instagram üzerinden Virgile Mangiavillano’ya gönderdim ve durumu anlattım. “Ah Woaw çok güzel bir tesadüf,” yazdı cevap olarak. Karşılıklı gülücük, kalp emojileri falan…

Dünya gerçekten küçük ve hayat sürprizlerle dolu.

Yazıya başlarken, “Bugün çok güzel ve bir o kadar da şaşırtıcı bir pazar günü yaşadım.” dedim ya…

Gerçekten de öyle.

Sevgili Nejat Hocam başta olmak üzere, günümün güzel geçmesinde payı olan herkese teşekkürler.

Her yeni gün bizi böyle güzel sürprizlerle karşılasa ne güzel olur.

Süpaneke dinimiz amin.