Günümüzün ıssız adalarına kafayı taktım bugünlerde.
* * *
Arkadaş sohbetlerinde, popüler dergilerin anket, soru-cevap sayfalarında, televizyonların magazin programlarında ve günümüzde de sosyal medyada zaman zaman karşımıza çıkan bir soru vardır:
“Issız bir adaya düşseniz, yanınıza alacağınız üç şey ne olurdu?”
Zaman zaman bu soru takılıyor aklıma, “Ben ıssız bir adaya düşsem, yanıma alacağım üç şey ne olurdu?” diye düşünmeye başlıyorum. Düşünmeye başladıktan sonra da “Maslow’un İhtiyaçlar Piramidi”nin yakınlarında dolanırken buluyorum kendimi.
* * *
Issız bir adaya düşecek bir insanın yanına bir şeyler almayı planlaması, alabilmesi mümkün değil tabii ki.
Soru yanlış yani!
Doğru soru, “Issız bir adaya düşseniz, yanınızda mutlaka olması gereken üç şey ne olurdu?” olmalı bence.
Maslow’un İhtiyaçlar Piramidi tam da burada devreye giriyor işte. Çünkü ıssız bir adaya düşen insanın yanında mutlaka olması gereken üç şey,
“1- Barınabileceği bir mekân, 2- Yiyecek içecek, 3- Güvenliğini sağlayacağı bir şeyler…” olurdu muhtemelen.
* * *
Her sabah, ekonomik sıkıntıların, sosyal çalkantıların, siyasi belirsizliklerin, savaş ve kargaşanın hâkim olduğu bir güne uyanınca, ıssız bir adaya düşmüşüm gibi geliyor bana. Kendimi öylesine çaresiz ve yalnız hissediyorum.
Eminim ki bu sıkıntıları yaşayan birçok insanın da durumu benden farklı değildir. Ancak, bu durumun farkında olan vardır, olmayan vardır.
* * *
“Issız ada” dedim ya, “Maslow’un İhtiyaçlar Piramidi” dedim ya…
Ekonomik sıkıntıların, sosyal çalkantıların, siyasi belirsizliklerin, savaş ve kargaşanın hâkim olduğu bir dünyada yaşamak ıssız bir adaya düşmek gibidir dedim ya…
Issız bir adaya düşen insanın, önceliği barınma, yiyecek içecek ve güvenlik ihtiyacıdır dedim ya…
Çok merak ediyorum… O “ıssız adada” yaşam savaşı veren, hayatta kalmaya çalışan insanların öncelikleri arasında, demokrasi, özgürlük, kitap, tiyatro, sinema, tatil gibi şeylerin olması mümkün mü?
Sanmıyorum.
Peki, siz inanıyor musunuz bu insanların böyle öncelikleri olacağına?
* * *
İstatistik kurumlarının, “açlık sınırı” ya da “yoksulluk sınırı” diye adlandırdığı sınırlar, milyonlarca insanın yaşam savaşı verdiği bir tür “ıssız ada” değil mi?
O adadan ayrılamıyorlar ama orada da insan gibi yaşayamıyor, sadece hayatta kalmaya çalışıyorlar.
* * *
Gözleri sürekli denizlerde, mavilerde, ufukta… Bir umut, açıktan geçecek bir gemi bekliyorlar kendilerini kurtaracak.
Bir gemi.
O gemi de oralardan geçerse… Geçerken onları görürse… Görür de kurtarmaya gelirse…
Bir umut.
.
