Pazar Yerinde Çöpe Atılmış Sebze Meyveleri Toplayan Yaşlı Kadın

Pazar alışverişi yaparken rastladığım yaşlı kadının anlattıkları ve benim “Ben şok!” durumlarım…

Hani, “krizi fırsata çevirmek” diye bir şey vardır ya… Kriz dönemlerinde karşımıza sıkça çıkar. Gazete dergi yazılarında, kitaplarda, eğitimlerde, konferanslarda, medya araçlarında gündemden düşmez; kişisel gelişim uzmanları, işletme ve yaşam koçları, profesörler, kriz bitip normal yaşama dönene kadar afili sözlerle anlatırlar da anlatırlar…

O kadar doğru bir şey ki. Her kriz içinde bir tohum gibi taşıdığı fırsatlarla geliyor sanki.

Kriz ortamı o tohum için uygun koşulları hazırlıyor ve tohum yavaş yavaş filizlenmeye, yetişip büyümeye ve kök salmaya başlıyor.

Bazı insanlar, uzmanlar yardımıyla bu tohumlardan bolca verim alırken, bazıları da kırsaldan karahindiba, ebegümeci gibi yabani ot toplayan köylü kadınları kadar sebeplenebiliyorlar kriz ortamından.

* * *

Bu kısa girizgâhtan sonra anlatacağım konuya geleyim.

Geçen hafta, evin sebze meyve ihtiyacı için pazara gittim. Evden çıkmakta gecikince, pazarın sonlarına kaldım hâliyle. Önce pazarı boydan boya gezdim, nerede ne var, hangisi taze, fiyatlar ne kadar baktım; kendimce not aldım aklımın bir köşesine. Sonra alışverişimi yapmaya başladım. Bir ara alışverişe mola verip, pazarın kenarındaki banklardan birine oturup nefeslenmek istedim.

Otururken, pazar tezgâhlarının önünden ve pazar atıklarının döküldüğü çöp kutularının kenarlarından ezik, çürük, pazarcının satamayıp attığı sebze meyvelerin içinden iyilerini seçip toplayan yaşlı bir kadın gözüme ilişti.

Kadın, topladığı sebze ve meyveleri, yanında getirdiği kullanılmış market, pazar poşetlerine özenle koyuyor, sonra da o poşetleri yine aynı özenle pazar arabasına yerleştiriyordu.

Yorulmuş olmalı ki, o da çalışmaya ara verdi ve gelip oturduğum bankın köşesine ilişti, “Ohhh! Çok şükür yarabbi.” deyip, çantasından bir sigara çıkarıp yaktı.

Acıdım yaşlı kadının hâline.

Neresinden baksan yetmişini çoktan devirmiş, enikonu yaşlı bir kadındı işte! (Belki de yaşadığı hayatın erken kocattığı, yetmişine seksenine kısa yoldan taşıdığı, çok daha genç bir kadındı. Bilemiyorum.)

Evinde oturup torunlarını, hatta torunlarının çocuklarını seveceği bir yaşta, pazar yerlerinden çöpe atılmış sebze meyve topluyordu.

Üzücü bir durumdu.

“Bu ekonomik kriz hepimizi yordu, üzdü, hayatımızı zorlaştırdı değil mi?” deyip, sohbet başlatmak istedim. Onun da benim düşüncelerimi onaylayıp, “Ah beyefendi ah! Benim yaşımdaki bir kadının çekeceği çile mi bu!” diye dertleneceğini, sebep olanlara beddualar yağdıracağını bekliyordum galiba ama hiç de öyle olmadı!

Kadın, “Ben çok memnunum beyefendi,” dedi, “İyi ki bu ekonomik kriz var da biraz rahat ediyoruz… Çok şükür… Çok şükür… Çok şükür…”

Şaşırdım!

Kadın hâlinden gayet memnun bir şekilde konuşuyor, şükrediyordu.

Biraz da kızmıştım!

“Her zaman daha kötü koşullarda yaşayanları örnek göstererek, sürekli hâline şükreden insanlardan biri ile karşı karşıyayım galiba?” diye düşündüm ve “Af edersiniz… Zengin fakir neredeyse herkesin şikâyetçi olduğu bu ekonomik krizin nesinden memnunsunuz?” dedim.

Kadın sigarasından bir nefes çekti, “Bakın beyefendi,” dedi, “Daha önceki yıllarda iyi para kazanıp, nispeten güzel bir hayat yaşayan işçiler, memurlar, emekliler var. Ancak, ekonomik kriz nedeniyle aldıkları maaş ancak kiralarına ve elektrik, su faturalarına yetiyor. Çarşı pazara gidecek para kalmıyor ellerinde. Biz fukaralığın içini doğduk, orada büyüdük, kocadık. Alışkınız pazardaki çöpe atılmış çürük çarık sebze meyveleri toplayıp yemeye. Onlar öyle değil! O insanlar pazara gelip, atılmış sebze meyveleri toplayamazlar. Gururlarına yediremezler!”

Sözünü kesmiyor, kadının lafı nereye getireceğini merakla bekliyordum.

Kadın devam etti anlatmaya:

“Ben de topladığım bu sebze meyveleri akşam eve götürüyor, güzelce ayıklıyor, temizliyorum. Ertesi gün de başka bir pazara götürüp, bir köşede pazardakilerin çok altında bir fiyata o insanlara satıyorum. N’apsın garibanlar… Maaşlarından kalan üç kuruş para ile ancak bunları alabiliyorlar. Benim de cebime biraz para giriyor, evin ihtiyaçlarını karşılıyorum.”

Kadın haftanın her günü bir pazar yerine gidiyor, birinde atılmış sebze meyveleri topluyor, ertesi gün bir başka pazar yerinde satıyor, ayın otuz günü çalışıyormuş.

* * *

Hani gençler, “Ben şok!” diyorlar ya… Tam tamına öyle olmuştum!

O kişisel gelişim uzmanlarının, işletme ve yaşam koçlarının, profesörlerin afili sözlerle anlattığı “krizi fırsata çeviren” iş modellerinin, yoksulluğun içine doğmuş, o acımasız yaşam koşullarının acımasızca hırpaladığı yaşlı bir kadın tarafından hayata geçirilmesine tanık olmuştum.

Yaşlı kadın krizi fırsata mı çevirmişti, kriz yaşlı kadına fırsat mı yaratmıştı ya da her ikisi miydi?..

Bilemiyorum.

* * *

Yaşlı kadın hâlinden çok memnundu belki ama ben hâlâ onun evinde huzurla oturup torunlarını sevdiği bir hayatı yaşamasının daha doğru olduğunu düşünüyorum.

Ne dersiniz?..

.