Adana ve Adanalı Üzerine Birkaç Kelam

Fotoğraf: © Mustafa Öncül

.

Adana’nın gastronomi şehri olmak için UNESCO’ya yaptığı başvurunun yine reddedilmesi, şehirde küçük çaplı bir tartışma yarattı.

Bugün (7 Kasım 2025), gazeteci Mehmet Uluğtürkan Facebook sayfasında bu konuya değinen kısa bir yazı ile şöyle dedi:

“Gaziantep’in Avrupa Birliği Tescilli ürün sayısı ‘Antep Lahmacunu’nun eklenmesiyle 5’e çıktı. Adana’nın tek ‘AB Tescilli’ ürünü yok. Kebabına AB Tescili alamayan Adana, UNESCO’ya ‘Bizi neden gastronomi şehri ilan etmediniz?’ diye kızıyor.”

Ben de o yazının altına uzunca bir yorum yazdım. Sonra da o yorum sosyal medyanın hızla değişen gündemi içerisinde kaybolmasın diye buraya da almak istedim.

* * *

Yorumu burada da paylaşıyorum:

Yıllar önce, iş adamı bir arkadaşım yurt dışında yaşadığı bir olayı anlatmış, ben de geçtiğimiz yıllarda bu anekdotu yazmıştım. (📌 Yazıya BURADAN ulaşabilirsiniz)

Bizim ne olduğumuz elbette önemli ama bizi dışarıdan nasıl gördükleri de bir o kadar önemli.

Bizde, yani Adanalıda (yanlış sözcük kullanmak istemiyorum ama başka bir sözcük de aklıma gelmedi maalesef) ilginç bir kibir var. Herkes her şeyi biliyor; en iyisini, en güzelini biliyor, herkesten daha iyi biliyor! O nedenle olsa gerek, “Bu işler dünyada nasıl yapılıyor?” diye merak edip araştırmıyor; bilen birilerine danışmıyor.

Şimdi, “Hayır. Biz, dünyada bu işlerin nasıl yapıldığını merak edip araştırıyoruz; bilen insanlara danışıyoruz” diyenler olacaktır muhtemelen. O zaman da insan, “Eğer öyle yapılıyorsa, bu şehir neden bu hâlde?” diyor haklı olarak. (Böyle deyince de “Ne var ki şehrimizin hâlinde? Gayet iyi durumdayız.” diyenler olabiliyor; o da ayrı bir mevzu.)

En, en, en basitinden bir şey söyleyeyim:

Adana Şakirpaşa Havalimanı kapatılıp, Mersin’deki Çukurova Havalimanı açılalı bir yılı geçti galiba.

Merak edenler, her gün kaç uçak inip kalktığını, kaç yolcunun gelip gittiğini internetten bulabilir. Bu yolcuların içinde iş insanları var, iç turistler var, dış turistler var, sanatçılar var, medya mensupları var, bilim insanları var, esnaf var, çiftçi var, sporcu var, sıradan vatandaş var…

Her gün bu kadar insanın gelip gittiği bu havalimanında Adana’yı tanıtan hiçbir şey yok ne yazık ki! (Son bir ayda Çukurova Havaalanı’na gitmedim. Bu sürede bir şeyler yapıldıysa bilmiyorum.)

Eskiden uçaklarda (THY’nin SkyLife, Pagasus vs) dergiler olurdu. Bu dergilerde Türkiye’deki birçok ilçeyi, kasabayı, köyü, şehri tanıtan yazılar yayımlanırdı ama Adana’yı tanıtan ne bir yazıya ne de reklama rastlamadım. (Belki gözümden kaçan olmuştur. Bu kadarlık bir hata payı bırakayım kendime.)

* * *

Velhasıl… Aynanın karşısına geçip, “Çok güzelim” demekle olmuyor. Dünya Güzeli, Avrupa Güzeli olabilmek için, podyuma çıkıp diğer güzellerle yarışmak gerekiyor. Bu yapılmadığı zaman, tacı takan güzellere bakıp, “Boya güzeli… Ondaki imkânlar bende olsa… Kesin torpili vardır…” deyip söylenen “güzeller” gibi kendi kendimize söylenir dururuz.

Vesselam.

* * *

NOT: Nisan’da Adana’da / Portakal Çiçeği Karnavalı’nı hiç yoktan yaratan ve uluslararası düzeyde tanınmasına liderlik eden Ali Haydar Bozkurt’u ne kadar takdir etsek,  ona ne kadar teşekkür etsek azdır. Hani, “Güzel şeyler de oluyor” diye bir söz vardır ya… Evet. Enseyi de karartmayalım… Güzel şeyler de oluyor.

.