Ertesi gün, nasıl bir dünyaya uyanacağımızı bilmeden uyuduğumuz o son gece…
Hep merak etmişimdir… Londra, Berlin, Roma, Paris’te ya da başka şehirlerde… Birinci Dünya Savaşı ya da İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesindeki günlerde hayat nasıldı?.. Muhtemelen, her gün olduğu gibi sabah uyanıp duşlarını alıyor, kahvaltılarını yapıyor, sonrasında da çalışanlar işlerine, çocuklar okullarına gidiyordu… Dükkânlar kepenklerini açıp yeni güne hazırlanıyor, çöpçüler yolları süpürmeye başlıyordu… Ev hanımları önce sabah bulaşıklarını yıkıyor, sonra “ortalığı toplamaya” koyuluyordu…
İnsanlar, ertesi gün bambaşka bir güne uyanacaklarından habersiz, tüm olağanlığı ile o güne başlıyor ve aynı olağanlığı ile günü yaşayıp evlerine dönüyor, akşam yemeklerini yiyip, biraz sohbet edip yatıyordu.
* * *
ABD ve İsrail’in, İran’a saldırmasıyla başlayan “savaş hâli” benzer şeyleri düşündürdü bana.
Korkarak, ürkerek ve kaygıyla, “Acaba, huzurla uyuduğumuz o son gece hangisi olacak?” diye sordum kendime.
Bu gece mi?..
Yarın mı?..
Sonraki gün mü?..
Hangisi?..
* * *
İnsanın, kendi yarınına kendisinin karar verememesi, huzurla daldığı uykusundan, başka birilerinin aldığı kararlar yüzünden uyanamaması ya da bambaşka bir hayata uyanması çok kötü!
İnsanlar, deprem, sel, fırtına gibi doğal felaketlerin değiştirdiği hayatlarını, inançlarına göre iyi kötü kabullenebiliyor ama başka insanların, kendi çıkarları için aldıkları kararlarla alt üst olan bir hayatı kabullenmek, kabullenmeye zorlanmak çok kötü!
* * *
Yurdumuzda ve dünyada her şey an be an, gün be gün kötüye giderken, bu İran savaşı tüy dikti!
Biz sıradan insanların, güzel bir yarın için iyi temennilerde bulunmaktan başka da elinden bir şey gelmiyor ne yazık ki.
Merak bu ya… Hep aklıma geliyor…
Atalarımız, “Elle gelen düğün bayram” sözünü böyle zamanlar için mi söylemiş acaba?
Bu söz, bir tür kabulleniş, -başkalarının yazdığı- kadere teslimiyet olabilir mi?
Neyse…
“Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler” demekten ya da şu üç günlük dünyayı insanlara zehredenlere sövmekten başka elimizden bir şey gelmiyor ne yazık ki!
.
