“Kaç gündür hava berbattı. Bugün güneşin açması iyi oldu. İliğimiz kemiğimiz ısındı biraz. Sabahın kör karanlığından akşamın kör karanlığına kadar bekliyoruz, çoğu zaman beklediğimize de değmiyor, bari götümüz donmasın! Yanlış mıyım Memet’im?”
İlhan, sorusuna cevap bekler gibi arkadaşına baktı… Mehmet, batan güneşin ve gökkuşağı gibi rengarenk bulutların süslediği Süleymaniye’ye, ışıl ışıl Galata Köprüsü’ne, Haliç’in pırıltılı sularına dalıp gitmiş, onu duymamıştı bile. Elindeki bira şişesini kafasına dikti, birkaç yudum içti ve şişeyle Mehmet’in kolunu dürttü, sesini biraz yükselterek “Sen beni dinlemiyor musun?” dedi.
Mehmet, “Dinliyorum,” dedi, “Duydum söylediklerini de… Şeyi düşünüyordum… Biz gün boyu köprünün üzerinde balık tutmak için beklerken… Buralarda gezip dolaşan turistler bizim oraları böyle görüyormuş demek ki. Karşıdan yani… Karşıdan bakınca böyle görünüyormuş. Şu güzel manzaraya sırtımızı dönüyormuşuz üç beş balık için.”
Çevredekilerin bile dikkatini çekecek kadar yüksek sesle, keyifli bir kahkaha attı İlhan, “Vayyy,” dedi, “İki bira yuvarlayınca şair mi kesildin başımıza? E sen de öteki tarafta tut balığını, o zaman kaçırmazsın manzarayı.”
“O değil lan,” dedi Mehmet, “Dediğim o değil. Köprünün orası burası değil mevzu. Bir yerin keyfini çıkarabilmek için o yerde turist olmak gerekiyor galiba. Cennette bile olsan, bir şeylerin telaşı ile yaşıyorsan, o güzelliklerin tadını alıp, keyfini çıkaramıyorsun. Hatta keyfini çıkarmayı bırak, göremiyorsun bile.”
İlhan, Mehmet’in söylediklerini dinledi ama ne dediğini anlamadı, “Ne diyorsun olum sen? Sarhoş mu oldun n’aptın?” dedi çakırkeyif bir ses tonuyla.
Mehmet birasından bir yudum aldı, “Yok,” dedi, “Ayıktım. Mevzua yeni ayıktım. Turist olmak iyiymiş. Ara sıra kendi hayatımızın turisti olalım.”
İlhan, iskeleden Süleymaniye’nin fotoğrafını çeken turistleri gösterdi elindeki bira şişesi ile, “Yerli turist diyorsun yani?” dedi.
“Yok,” dedi Mehmet, “Yersiz turist diyorum. Kaygısız, mutlu bir dünyada bize yer yok. Biz olsak olsak yersiz turist oluruz.”
Sonra uzattı şişesini İlhan’a, tokuşturdular şişeleri, “Yersiz turistlere içiyoruz,” dedi, “İskelenin betonuna oturup, götü dona dona İstanbul’un güzelliklerini seyreden, iki bira ile mutlu olan yersiz turistlere içiyoruz.”
“İçelim be Memet’im,” dedi İlhan, “İçelim. Biz de böyle içelim. Birer bira daha kapıp geleyim mi? Ne diyon, biraz daha mutlu olalım mı?”
…
DİP NOT: Medium.com platformunda, Ekim (2024) ayında “Başka Dünyalara Açılan Kapılar: Sokak Fotoğrafları” başlıklı bir yazı yazmış, sokak fotoğraflarından söz açıp, bir şeyler söylemiştim. Bu yazı, o yazıda yazılanlara istinaden yazıldı. ;)))
Fotoğraf: Bir akşam üstü, Karaköy iskelesinde cep telefonumla çekmiştim.
.
