Biz büyüdük de kirlendi mi dünya?

İğneci gelir, ayakkabısını çıkarır, verilen terliği giyer, salonun en güzel koltuklarından birine buyur edilir, vakit geçirmeden acı kahvesi ikram edilirdi. Kısa bir hâl hatır muhabbetinin ardından çantasını açar, iğne kutusunu çıkarır, evin hanımına uzatır, “Şunu kaynatıp getirin.” derdi.

İğne kutusu, içerisine su doldurulup ocağın üzerine konur, kaynamaya bırakılırdı. Bir süre kaynadıktan sonra, kutunun içindeki su dökülür, kapağı kapatılır ve temiz kalın bir bezle tutularak hiç el sürülmeden iğneciye getirilir, iğne operasyonu öyle başlardı.
O iğneler, şırınga ve diğer aletler her evde, her iş yerinde, her hastada bu şekilde sterilize edilir, her gün onlarca farklı kişide kullanılırdı.

“O zamanlar Allah’a emanet yaşıyormuşuz.” diyorum kendi kendime…

O zamanlarda… Hijyen hassasiyeti şimdiki kadar abartılmazdı.

Enjektör, iğne, peçete, mendil, havlu… Neredeyse hiçbir şey tek kullanımlık değildi. Yıkanıp temizlenir, tekrar tekrar kullanılırdı. Yapılan bu temizliğe de insanlara da güven vardı (ya da çok umursanmazdı).

Hiç kimse de öyle vırt zırt hasta olmazdı!

Bazen, bugünkü hijyen hassasiyetine bakıp, hele de şu son aylardaki korona günlerinde, “O zamanlar Allah’a emanet yaşıyormuşuz.” diyorum kendi kendime…

Bazen de “Dünya ve insanlar, o zamanlar daha mı temizdi, yoksa hastalıklar bu denli azmamış mıydı?.. Yoksa her ikisi miydi?..” diye düşünüyorum.

Sakınan göze çöp mü batıyor, gözümüzü sakınmazsak dünyanın çöpü gelip batmak için pusuda mı bekliyor?..

Yoksa… Biz büyüdük de kirlendi mi dünya?..

* Fotoğraf: İnternetten