Ekim (2024) ayında başladığım “Başka Dünyalara Açılan Kapılar: Sokak Fotoğrafları” dizisinin üçüncüsü yayında…
“Hasan, hadi kalk,” dedi, Ayşe, “Geç kalacaksın.” Hasan oflaya puflaya öteki tarafına döndü, uyumaya devam etti. Ayşe tekrar seslendi, “Hadi canım,” dedi, “Kalk. Sen yüzünü yıkarken, ben kahvaltıyı hazırlayayım. Geç kalma. Otobüs saatte bir geliyor, kaçırma.”
Hasan duvarcı ustasıydı. Bir müteahhide çalışıyordu. İş derdi pek yoktu. Bir inşaat bitmeden yeni bir inşaata başlıyordu müteahhit. Hasan da işsiz kalmıyor, iyi kötü kazanıyor, geçimini sağlıyordu.
Ayşe her sabah çocuğu okula gönderir gibi Hasan’ı uyandırır, kahvaltısını yaptırır, çantasını hazırlayıp eline verir işe yolcu ederdi. Çanta derken, belediyenin seçim zamanı dağıttığı eşantiyon bir bez çantaydı. İnşaatta çalışırken giydiği iş kıyafetleri ve öğlen paydosunda yiyeceği ekmek arası bir şeyler olurdu çantanın içinde.
Eskiden öğle paydosunda dürüm ya da ekmek arası döner falan yerlerdi ama son zamanlarda güç yetmez olmuştu onlara. Artık evden getiriyordu öğle yemeğini. Neyse ki otobüse, dolmuşa para vermiyor bisikletle gidip geliyordu işe. Yol epey uzundu ama “Spor yapıyorum,” deyip avutuyordu kendini. Yoksa, iki vasıta gidiş, iki vasıta geliş… Güç yeter miydi, her gün her gün!..
Bisiklet iyiydi ama iki hafta önce çaldırmıştı bisikletini. İnşaatın önünden birisi alıp gitmişti. Eski bir bisikletti, kim ne yapacaktı ama almıştı işte! Karakola gitti, şikâyetçi oldu ama nafile! Bulunamadı.
Çaresiz otobüse, dolmuşa talim edecekti artık. Aksi gibi evinin olduğu mahalleden otobüs de geçmiyor, öteki mahalleye kadar yürümesi gerekiyordu. O otobüs de saatte bir geliyordu. Yetişemezse, yukarı mahalledeki durağa yürümek zorunda kalıyor ya da bir saat daha bekleyip, yeni gelecek otobüse biniyordu.
Her gece yatarken Ayşe’ye sıkı sıkı tembih ediyor, “Aman beni erken kaldır, otobüsü kaçırmayayım! Uyanmazsam yüzüme su dök!” diyordu. Ayşe artık alışmıştı Hasan’ın bir türlü uyanamayıp, küçük çocuklar gibi “Biraz daha uyuyayım,” deyip öteki tarafa dönerek uyumak istemesine ama çaresi yok, uyanacaktı. Uyanmak zorundaydı! Bir yandan da kıyamıyordu. Biliyordu. Hasan çok yoruluyordu inşatta, ne kadar uyusa dinlenemiyordu! Ekmek parası işte! Yapacak bir şey yoktu. Her sabah uyanacak, işe gidecekti.
Tekrar seslendi Hasan’a, “Hadi kalk,” dedi, “Ben çocuğu uyandırıp giydireyim. Kahvaltıyı hazırladım, çayını koydum, çantanı hazırladım.”
Ayşe çocuğu uyandırdı, yüzünü yıkadı, okul formasını giydirdi, çantasını hazır edip kapının yanına koydu ve elinden tutup kahvaltı sofrasına getirdi… Hasan kahvaltı sofrasında yoktu! Koşarak yatak odasına gitti, “Sen kalkmadın mı hâlâ?” dedi, “Kaçıracaksın otobüsü gene! Ondan sonra yürü dur yukarı mahalleye! Müstahak sana!”
Hasan zorla doğruldu yatakta, saatine baktı, “Geç kalmışım,” dedi, “Bana ekmek arası bir şeyler hazırla, çıkayım hemen!” Ayşe söylene söylene mutfağa gitti, söylene söylene bir şeyler hazırladı, söylene söylene getirdi Hasan’ın çantasının içene koydu, “Al,” dedi, “Zıkkımlan! Her sabah aynı terane! Yüreğimi tükettin! O yolu, yokuşu yürü de aklın başına gelsin!”
Hasan, “Doğru diyon,” dedi, “Her sabah aynı terane!” Hızlı bir şekilde üstünü giyindi, yüzünü bile yıkamadan çantasını kaptığı gibi söylene söylene çıktı evden:
“Çok bir şey mi istiyorum senden yahu! Sabah erken uyandır diyorum! Erken yahu, erken!.. Aha gene geç kaldım! Biliyorsun işte, zor uyanıyorum ben! Uyandıracaksın beni kadın! Ben uyanmasam da sen uyandıracaksın! İşin yoksa yürü şimdi kör itin öldüğü yerdeki o otobüs durağına!.. Doğru diyon, her sabah aynı terane!”
Not: Fotoğrafın, öyküde adı geçen kişilerle bir ilişkisi yoktur. Öykü, “Başka Dünyalara Açılan Kapılar: Sokak Fotoğrafları” dizisi kapsamı içinde yazılmıştır.
.
