“Solculuğum o gün çok işe yaradı.”

Bugün Adana Pazar Kahvaltısı sonrasında, mutat olduğu üzere Yeni Uğur’a, Ali Abi’nin yanına uğradım. İşler güçler, ekonomi, güncel siyaset, dün bugün vesaire… Kahve içtik sohbet ettik.

İşler güçler mevzuu önemli. Piyasanın olumsuz hâli, en dar gelirli çalışandan en tepedeki iş insanına kadar herkesin derdi!

“Eskiden nasıldı, şimdi nasıl?” diye sordum Ali Abi’ye, “Böyle kötü bir dönem yaşamadım,” dedi ve gülerek “İyi şeyler de var eskiye göre…” deyip anlatmaya başladı:

“Bu Turgut Özal gelmeden önce narh vardı. Her şeyin fiyatı belliydi; üstünde satamazdık. Misal şekere zam gelince, elimizdeki şeker stokunu bildirir, zamla gelen fiyat farkının vergisini öderdik. (Benim notum: Tam böyle mi dedi emin değilim ama buna benzer bir şeyler anlattı. Neyse… Devam edeyim anlatmaya…) Gene böyle şekere zam geldiği bir zaman, belediye zabıtaları gelip zabıt tutmuş,  külliyatlı bir ceza yazmış. Dükkâna geldim, babam ateş püskürüyor. O zaman da CHP var belediyede… Bakma, patron olduk falan ama gençliğimizde solcuyduk. Gerçi patron olduktan sonra da değişmedi hep solcu oldum. Çok zararını görsem de yaşım 70’e geldi hiç vazgeçmedim. Neyse… Babam attı önüme ceza makbuzunu ve zabıtanın tutuğu tutanağı  ‘Al buyur beyefendi!.. Senin solcuların yediği haltı gör! N’olacak şimdi?!..’ Yediğimiz cezadan çok solculara ve solculuğuma laf edilmesi ağrıma gitmişti. Aldım ceza makbuzunu belediyeye zabıta müdürünün yanına gittim. ‘Yahu müdürüm,’ dedim, ‘Sizin yaptığınız da iş mi? Biz solcuyuz deyip öğünerek ortalıkta dolaşıyoruz, solcu belediyenin zabıtaları gelip ceza yazıyor bize! Ondan sonra da vatandaş solcuları kötü belliyor!’ Müdür baktı yüzüme, ‘N’oldu? Anlat bakalım.’ dedi. Anlattım olanları. Müdür birini çağırdı, benim makbuzu verdi gelen memura ‘Bu makbuzun olduğu koçanı getir bana.’ dedi. Memur biraz sonra koçanı getirdi. Müdür koçanı aldı, şöyle bir baktı içine, sayfaların hepsini yırttı, parça parça edip çöpe attı; memura da, ‘Tutanak tutun. Koçan zayi oldu diye tutanak tutun, getirin imzalayayım.’ dedi. Sonra da bana döndü, ‘Git babana söyle, kendiyle birlikte 26 kişi daha cezadan kurtuldu.’ Meğerse koçanın 27’inci sayfasında bizim ceza, önceki sayfalarda da 26 ceza daha varmış. Benim sayemde o esnafın cezaları da ortadan kalkmış oldu. Sevindim, müdüre teşekkür edip çıktım daireden. Havam bin beş yüz, gittim babamın yanına durumu anlattım. Babam sevinçten havalara uçtu, sarıldı bana, ‘Git, nerede ne yemek istersen ye. Helal olsun. Bendensin.’ dedi. Solculuğum hayatımda ilk kez, hatta belki de sadece bir kez orada işe yaramıştı. Tabii, şimdi böyle narhtı, stok bildirmeydi, bu mevzular yüzünden ceza yazmalar falan yok. İyi oldu. Ama gene de eskiden daha mutlu, daha huzurluyduk. Hayırlısı diyelim. İyi olur inşallah.”

Ali Abi ile Kazancılar’da pazar kahvaltısı sonrası kahve içip yaptığımız sohbetlere bayılıyorum. Her seferinde “Dur bu anlattığını yazayım,” diyorum kendi kendime ama sonradan unutuyorum, ihmal ediyorum…

Bu kez öyle yapmadım, yazdım. Darısı diğerlerine.

Teşekkürler Ali Abi.