“Başka Dünyalara Açılan Kapılar: Sokak Fotoğrafları” dizimiz devam ediyor.
Recai, “Bi’ de küçük rakı olsa süper olmaz mıydı,” dedi masanın üzerindeki yeni kızarmış istavritlere bakarak. Bir tanesini aldı ağzına götürüp etli yerlerini ısırarak kopardı, balığın kalan yerlerini de ayıklayıp parça parça ağzına attı.
Nermin, “Bekle,” dedi kızgın bir ses tonuyla, “Herkes otursun masaya, hep beraber başlayalım!” Adam şaşkın bir şekilde karısına seslendi, “Herkes ne be? Sadece ikimiz varız.” Nermin, üzeri sarımsaklı sos ile süslenmiş, aralardan kırmızı domates parçaları görünen, ince ince doğranmış roka ile dolu kocaman bir salata tabağını getirdi, masaya koydu ve “Tamam işte,” dedi, “Birlikte başlayalım yemeğe. Hadi afiyet olsun.”
Recai uzun zamandır işsizdi. Belli bir mesleği olmayıp, ne iş olsa yaparım diyenlerdendi. İş bulduğu zaman çalışıyor, bulamadığı zamanlarda da yarı zamanlı olarak iş arıyordu. İş aramadığı zamanlarda da oltasını alıp, köprünün üzerinden ya da iskeleden balık tutmaya gidiyordu. Gün iyi geçerse tuttuğu balıkları mahalledeki balık restoranına satıyor, aldığı para ile de evin o günkü alışverişini yapıyordu. İşlerin kesat gittiği, satacak kadar balık tutamadığı günlerde de tuttuğu balıkları eve getiriyor, akşam karısı ile birlikte yiyorlardı.
O gün de öyle olmuştu. Satacak kadar balık çıkmamış, eve getirmişti. Aslında sevinmişti o gün satacak kadar balık çıkmamasına. Bazen bir paket sigara parasına gün boyu beklediği oluyordu. Şimdi hiç olmazsa akşam yemeği çıkmıştı.
“Hay ben böyle işin!” dedi Recai sinirle, “Eskiden hiç olmazsa iki bira alıyorduk, onu da alamaz olduk lan!” Nermin, “Birayı rakıyı boş ver de,” dedi, “Haftanın üç dört günü balık yemekten içim dışıma çıktı. Kusacağım yeminle! Yarın başka bir yere git istersen balık tutmaya. Satacak kadar bir şeyler tut da ne bileyim, bi’ kuru fasulye pilav yiyelim; patlıcan dolması, yaprak sarması falan…”
“Haklısın,” dedi Recai, “Kaç gündür doğru dürüst bir şey çıktığı yok. Kuruttular denizi, balık bırakmadılar! Bugün köprüde de kimse bir şey tutamadı, herkes boş döndü. Gerçi İstanbul’un yarısı bugün balık tutmaya gelmişti sanki. Hava güzeldi ya. Çok kabalıktı. O kadar adama balık n’etsin!”
“Bir tane kola alsaydın bari gelirken,” dedi Nermin, “Böyle kuru kuru da gitmiyor ki!” Recai tabaktaki son birkaç balığa baktı, “Aklımdaydı, alacaktım ama dalgınlık… Unutmuşum.” Nermin, tabakta kalan birkaç balığı Recai’nin ve kendinin tabağına pay etti, “Yarın Yeni Cami’nin oradaki adama uğra da bir paket tere tohumu al. Balkondaki saksıyı temizledim. Ona da tere ekelim biraz. Öteki saksıdaki ortancaları da söktüm bugün ona da maydanoz nane falan ekelim diyorum. Boşu boşuna para harcamayalım üç beş dal yeşillik için! O saksıdakiler bize yeter.”
Recai daldı gitti, mırıldanır gibi kendi kendine konuşmaya başladı:
“Biz çocukken yağları tenekeyle alırdık eve. Vita yağ, zeytin yağ… Düşün, beş kiloluk, on kiloluk yağ tenekelerini! Tenekeler boşalınca da annem içlerine toprak doldurur çiçek ekerdi. Şimdi tenekeyle yağ almak nerdeee! Bir litrelik pet şişede alabilirsek ne âlâ! Ne diyeyim. Allah belasını versin sebep olanların! Şimdi de tenekeyle alabilseydik yağı, onların boş tenekesine ekerdin naneyi, maydanozu, rokayı…” Nermin sinirle, “Saçmalama!” dedi, “Tenekeyle yağ alacak paramız varsa, naneyi maydanozu niye pazardan almayalım ki!” Recai güldü, “Doğru diyorsun,” dedi, “Hayallerin bile cebindeki paraya göre olması ne kötü! Paran yoksa hayal bile kuramıyorsun iyi mi?”
Nermin masayı toplarken Recai televizyonun karşısına geçti oturdu, “Bizim Niyazi rakı yapıyormuş evinde. Bana da verecek biraz. Yarın akşam rakılı, rokalı bir sofrayla felekten bir gece çalalım diyorum…” dedi. Nermin mutfaktan, “Hee,” diye bağırdı, “Zehirlenelim sahte rakıdan öyle mi? Parasızlığın yanına, bir de de kör topal kalalım Allah muhafaza! Olmaz olsun! Sen bir gazoz, kola falan al yeter. Azıcık aşım, kaygısız başım.”
“Tamam be tamam,” dedi Recai, “Sana da bir şey söylenmiyor. Sahte rakı falan değil kızım, ev rakısı. Adam kendine kadar yapıyor. Bize de verecek. Amaaan… Neyse ne! Diyen gitti! Bi’ çay demle de içelim.”
.
